YÖRÜK

Göçebe Parfüm Evi

Çöl ile dağ arasında, sessizlik ile duman arasında, eski ile yeni arasında — biz göçebeyiz.

KÖKLERİMİZ

Soyumuzu binlerce yıllık yürüyüşten izleriz. Yaylak ile kışlak arasında, dağ ile ova arasında. Nerede konakladıysak, toprak bize bir koku verdi — ve onu yanımızda taşıdık. Bizim olmayan bir ateşten yükselen duman. Bir kez geçip bir daha dönmediğimiz bir ağacın sakızı. Yolun tozu, denizin tuzu, yağmurdan sonra ormanın nemi. Bir göçebe yerler toplamaz — yerlerin nasıl koktuğunu toplar. O hafıza hâlâ içimizde akar. Yaptığımız her şişe bir güzergâhtır. Her parfüm, bir yolculuk gibi, her durakta bir iz bırakır.

FELSEFEMİZ

Tekrar etmiyoruz — yorumluyoruz. Parfüm, giyilebilir bir hafızadır. Üzerinden geçtiğiniz bir yer, hatırladığınız bir yüz, adını koyamadığınız ama tanıdığınız bir mevsim. Bize hissi getirin; biz şişeyi buluruz. Hiçbir şişe karanlıkta altı haftadan az sessizlik geçirmeden yanımızdan ayrılmaz; bazıları daha uzun bekler. Zaman, formülün bir parçasıdır.

MALZEMELERİMİZ

Toprak bize ihtiyacımız olanı verir. Bir yer taşıyan malzemelerle çalışırız — bir yerde yetişmiş ağaç, biri tarafından damıtılmış yağ, adı olan bir ağacın sakızı. Dürüstçe yetiştirilebilen, damıtılabilen veya yıllandırılabilen ne varsa, önce onu seçeriz. Sessizce edinilir — zanaatı kuşaklar boyu sürdürmüş köklü evlerden, ud ağacının hâlâ yabani yetiştiği ormanlardan, Anadolu'nun gül tarlalarından, dağları aşan eski ticaret yollarından. Ud'umuzu mümkün olduğunda kendimiz damıtırız, gerisini güvendiğimiz köklü evlerden ediniriz. Kaynaklarımızın adları, bizimle ağaçlar arasında kalır.

SÖZÜMÜZ

Her şişe el yapımıdır, numaralıdır, imzalıdır, tarihlidir.

Asgari altı hafta.

Hiçbir iki şişe tam olarak birbirine benzemez.

GÜNLÜK

Zaman zaman malzemeler, yöntem ve ud'u öğrenmenin uzun yolu üzerine yazıyoruz.

Günlüğü oku →